Onu beklediğim tüm o dakikalar içerisinde ben, soğuk soğuk terler, kendi kendine konuşur, daha önce hiç anımsamadığım şeyleri tekrar ederim. Akşam yatmadan önce onu düşünür ve o gün içerisinde yaşadıklarımı yeniden düşünmeye koyulurdum.Yatmam için gereken tek şey onu düşünmekten vazgeçmekti. Ben ise hayallerime sabah uyanarak başladığım günümde kahvaltı ve diş fırçalama faslından hemen sonra kapı önünde onu bekleyerek geçirdiğim gerilimli anlara döner ve sonra yeniden onu düşünmeye başlar, bunu periyodik olarak devam ettirdikten sonra bir anlık gaflet duygusuyla uykuya dalardım.Uykumda bol bol gördüğüm düşüşler,el yanmaları, göğe yükselmeler ile  klasik peygamberlik durumlarını atlatır ve Kudüs üzerine yeniden inerdim. O, rüyanın sonunda  bir bakire Meryem gibi koruyucu, anaç bir biçimde karşıma çıkar ve bana sarılırdı. Gördüğüm bu rüyaların biçemleri beni hep akranlarımdan daha akıllı olduğum yönünde düşüncelere sevk ederdi. Hiç bir zaman kenefte otuz bir çeken adam olamadım. Çünkü her bir girişimim sonunda gözlerimi kapadığımda karşımda onu görür ve aşağılık bir iş yaptığım duygusuyla kapıyı hızla çarpar, çocuklar tuvalette sigara içmesin diye bekleyen nöbetçi öğretmene bir bakış attıktan sonra sınıfa döner ve onu düşünmeye başlardım. 

Şimdi yine bir kapı fobisiyle karşı karşıyayım. Bu sıkışmışlığı yaşadığım 1 yıl 123 gün 7 saat boyunca Cumartesi-Pazar hariç onunla hep aynı anda kapıya çıktım. Asansöre son anda yetişmelerim, ayakkabımın bir gün öncesinden kalan düğümlenmiş bağının çıkartığı zorluk ve kapı başında uyuklamalarım gibi bir takım nahoş durumlar haricinde onunla hep aynı anda çıktım kapıya. Ağzımızdan çıkmayan sözcükler ve onun benimle buluşmayan bakışlarıyla önce asansöre hep onun yönelmesi şeklinde ilerleyen 11 saniye ve ardından asansörde benim soğuk soğuk terlemelerimin doruğa ulaşması ile aşağıya inilen 2 kat. Markasını bir türlü bulamadığım o koku, gözlerinin kıpraşımları, benim olduğum tarafa bir anlık seğiren gözü ve en güzeli sabah esnemesi ile geçirilen      22 ila 31 saniye. O andan içimden geçirdiğim tüm o ayıp düşünceler ve uyku kokusu.

Posted at 2:12pm and tagged with: düz yazı, hikaye, kısa öykü, yazı, aşk,.

insanlar derki;bir şeyi elde edemediysen yapabileceğin en iyi şey onu unutmamaktır.

Posted at 12:52pm and tagged with: wong kar wai, ashes of time, Leslie Cheung, cinema, wong kar-wai,.

Var oluşumu sağlayan her şey, karşılaştığım her durum, zihnimi kaplayan her düşünce, her manzara, her görsel, her bir ses, dinlediğim her bir müzik, gördüğüm her insan, fark ettiğim her ayrıntı bana evrende yalnızca bir nokta olduğumun ve bu noktayı büyütmenin tek yolunun kitap okumak olduğu gerçeğinin kanıtlayıcısıdır.  

Posted at 11:30am and tagged with: okumak, kitap, her, pasaj,.

şayet almanya’da doğmuş olsaydım canımı acıttığımda ”ah” yerine ”auch” diyerek sızlanacak, ineklerin ”mö” yerine ”muh” diyeceğini düşünecektim. sarışın sarışın dolaştığım alman sokaklarında savaşın olmayan -kalmayan mı demeliydim- izlerini arayacak, ileride babamla geçirdiğim zamanı hatırlamak için baktığım hayvanat bahçeli çocukluk fotoğrafını çektirecektim. pekala bende gençlik yıllarında futbola gönül veren bir panzere dönüşecek ve oliver kahn’a benzeyen bir file bekçisi ya da schumacher benzeri bir hız tutkununa dönüşebilecektim. belki de 20.yy alman burjuvazisinin içinde doğan bir yazar olacak, thomas mann gibi ailemin 3 kuşağını anlattığım bir  romanla tebrikleri kabul edebilecektim.

merhaba. ben o adam değilim. az önce buradan almanlıkla ilgili bir şeyler söyleyen birisi geçti mi? evet mi? peki onu tanıyor musunuz? demek hayır. ama ben çok iyi tanıyorum. kendisi benim öğrencim olur. neden böyle şeyler söylediğini bir türlü anlamam. kendisinin revizyonist olduğunu düşünürüm. stalinistlerle de pek iyi değildir hani arası. ancak sovyetlerin macaristan’a mücadelesine ne der bilirim. sıranın altına eğildiğinde, benim de bakmaktan çok hoşlandığım o kıza bakar. ona baktığı tek an , her dersin başlamasından beş dakika sonra, kaleminin yere düştüğü, vücudunun alta, başının sağa. bu hal kızın giysinin biçimine göre değişir. o anlarda ben de ona bakar o sırada kendisini daha rahat hissetmesine yardımcı olabilmek adına konuşmamı sürdürürüm -orta dönemde paranın yansızlığı veya faiz, sermayenin getirisidir - derim. o da ekseriyetle 6 saniye süren kişisel performansını tamamlar ve derse döner. dersleri iyidir. ortalaması 3.26’dır. dostoyevsky yerine çehov, mavi yerine kırmızı, bergman yerine fellini’yi sever. ama ben onu sevmem. aşağılık bakışlarını,ezikliğini, onu bir vuruşta yere serebilecek olmamı bildiğim için sevmem. tıknaz vücudunun, köse suratının, sağa yatık burnunun onu anlattığını içine kapanık sinsiliğini azdırdığını düşünürüm. şu an arkasından yürüdüğüm bu öğrencim sizce ölmeyi hak ediyor mu? siz söyleyin. ayrıca eklemem gereken bir şey daha var. ben, almanları da sevmem.    

Posted at 4:06pm and tagged with: alman, deneme, öykü, thomas mann, ölüm, roman,.

Dostoyevski okuyanların daha iyi anladıkları bazı filmler vardır. Bir kent içerisindeki olaylar, kişilerin gözünden ruhsal birtakım gözlemlerle sunulur. Dostoyevski için söz konusu olan -dönemine göre- bazı ana karakterler peygamberimsi meziyetlere sahiptirler. Karamazov Kardeşlerdeki  Alexei Fyodorovic Karamazov (namı değer Alyoşa) ve Budala’da karşımıza çıkan Prens Mişkin. Her ikisi de etrafındaki kimseler kendilerine ne gözle bakarlarsa baksınlar en ufak bir davranış bozukluğu göstermeden iyi olmaya devam ederler. Bazı karakterler de her ne kadar romanda kendilerini iyi bir insan olarak görsek dahi birtakım kötücül duygular altında ezilirler ve günah işlerler: Radion Romanovic Raskonikov . Dostoyevski’nin o kitaplarındaki özellikle Alyoşa ile anlattığı, temsil ettiği Rus ulusçuluğu ve Ortodoksluğunu az biraz bilen birisi için Andrei Rublev bir film olmaktan öte bir roman halini alabilir. Film boyunca her ne kadar olayları hatırlama, bağlantı kurma adına zorluk çeksem dahi, bir manastırdan yola çıkan ve yol boyunca dinine olan inancı körelen, dinini sorgulayan bir ressam rahip olan Andrei Rublev benim için çok zor bir karakter değildir. Kendisinin izini İvan Fyodorovic Karamazov’da da Alyoşa’da da görebiliriz. Pek sonra kendisi o güzel şehri ve ikonalarını boyadığı Assumption Katedrali’nde öldürdüğü bir Tatar nedeniyle kefaretini susarak ödeyecektir. Bu durum bana pek tanıdık gelen Raskolnikovu hatırlatır. Para için gerçekleştirdiği bir cinayet sonrası nöbetler geçiren genç üniversite öğrencisi. 

Andrei Rublev benim için güzel bir Rus romanı. Andrei Tarkovski’nin yazdığı. 


Posted at 12:47pm and tagged with: Andrei rublev, Andrey Tarkovskiy, alyoşa, andrei tarkovsky, auteur, cinema, dostoyevski, karamazov kardeşler, raskolnikov, Andrei Tarkovski,.

Birden gülmeye başladık ve çocukluğumuzdan beri görmediğimiz o eski salıncağa doğru koştuk. Üzerinde üç iyi kız kardeş gibi oturduk ve bizi Anna salladı, yavaşça ve nazikçe. Tüm acılarım yok oldu…Dünyada en çok sevdiğim insanlar benimle beraberdi. Seslerini duyabiliyordum. Bedenlerinin varlığını hissedebiliyorum, ellerinin sıcaklığını. Bir an zamanı durdurup dedim ki ”Ne olursa olsun, mutluluk buna denir. Başka hiçbir şey istemem. Şimdi bir anlığına da olsa mükemmelliği tadabilirim. Ve bana çok şey bahşeden hayata müteşekkirim.”

Posted at 4:21pm and tagged with: ingmar bergman, ingrid thulin, kari slywan, cinema, harriet andresson, cries and whispers,.

Juliette Binoche’yi çok seviyorum.neden sevdiğimi bilmiyorum. Ama hakikaten bilmiyorum. Suratının aldığı ifadeden mi, en güzel hüzünlenen kişi olmasından mı,yoksa anneme benzettiğimden mi? Bilmiyorum.Ama onu çok seviyorum. Orhan Pamuk’un İstanbul:Hatıralar ve Şehir isimli kitabında bir iki cümlede Pamuk, ”hayat ne kadar kötü olursa olsun , en sonunda ulaşabileceğimiz bir Boğaz vardır” der. Bu cümle benim için, Boğaz’ın bende oluşturduğu tüm hisleri en güzel açıklayan cümle idi. Her şeyden uzaklaştığım yegane yer olan Boğaz sahilinde yanımda Binoche’nin olduğunu bana Kiorastami gösterdi. Pekala ben de tıpkı onun filmde kurgu ile gerçek arasında gidip gelen hikayesini her seferinde kendimle bir kez daha oynarım. O anlarda yanımda hep Juliette Binoche olsun isterim. İngiliz hastadaki gibi zıplaya zıplaya kimi zaman gülerek kimi zaman beni benden çok düşünerek, kelimelerle oynayarak kurgulanmış olanla, gerçek olanı birbirinden ayıramadığımız anlarda yanımda olsun isterim. Ben onun yanından geçerken gözlerini kaçırdığı eski arkadaşı, eski sevgilisi, bir anda sevdiği herhangi biri veyahut aynı bankta oturmuş iki insan olabilirmişiz ve o beni sevebilirmiş gibi. Değil mi Juliette.

Posted at 11:25am and tagged with: juliette binoche, abbas kiorastami, Iranian cinema, certified copy, orhan pamuk, istanbul,.

“Evren karşısındaki, kendiliğinden tavrım ne olurdu? Herhalde çok karanlık bir tavır olurdu. Birinci tez olarak tam bir boşunalığı ve yararsızlığı öne sürüyorum: Temelde ‘hiçbir şey’ var. Kelimeyi gerçek anlamında kullanıyorum. Sonuçta yitip giden nesnelerin kırıntıları gibi. Evrene bakın, büyük bir boşluk. Ama sonra şeyler nasıl ortaya çıkıyor? Burada kuantum fiziğine kendiliğinden bir sempati duyuyorum. Evrenin pozitif yüklü bir boşluk olduğu fikri hakim. Ama sonra bazı şeyler ortaya çıkıyor ve boşluğun dengeleri bozuluyor. Bu fikir benim çok hoşuma gider. Var olanın sadece ‘hiçbir şey’ olmadığı, orada bazı şeylerin olduğu gerçeği. Bu da bir şeylerin korkunç biçimde ters gittiği anlamına geliyor. Yaratılışın bir tür kozmik dengesizlik, kozmik felaket olduğunu ve şeylerin bir hata sonucu var olduklarını söylüyoruz. Hatta ben daha da ileri giderek buna karşı koymanın tek yolunun hatayı üzerimize alıp sonuna kadar gitmekten geçtiğini öne sürüyorum. Buna bir de isim bulmuşuz. ‘Sevgi’ diyoruz. Sevgi tam da bu türden bir kozmik dengesizlik değil mi? ‘Dünyayı seviyorum’ veya ‘Evrensel sevgi’ gibisinden kavramlardan oldum olası iğrenmişimdir. Ben dünyayı sevmiyorum. ‘Dünyadan nefret ediyorum’ ile ‘dünyayı takmıyorum’ arasında bir yerlerdeyim. Ama gerçekliğin tamamı bundan ibaret. Çok aptalca. Bu var ve ben onu umursamıyorum. Benim için sevgi aşırı derecede şiddet içeren bir eylem. Sevgi, ‘hepinizi seviyorum’ demek değil. Sevgi, bir şeyi seçiyorum anlamına geliyor ki burada yine o dengesizlik yapısı var. Bu şey küçük bir ayrıntıdan, kırılgan bir bireyden ibaret dahi olsa diyorum ki ‘seni her şeyden çok seviyorum’. Bu gayet resmi manada, sevgi kötülüktür.”


Posted at 3:27pm and tagged with: slavoj, zizek, love is evil, love,.

All this talk…..There’s no need to discuss loneliness.It’s a waste of time.

Posted at 2:24pm and tagged with: ingmar bergman, the silence, tystnaden, gunnel lindblom, film,.